GAZZE VE ÖTESİ

Hadiseler olduğunda çoğunlukla hadiselerin sıcaklığını konuşmak isteriz. Biz farklı bir şey yapalım ve Gazze’de devam etmekte olan sıcak hadiseleri...

Dayanıklı Toplum İçin Dayanıklı STK Nasıl Olmalıdır? (Maratonda 35. Kilometre)

Dayanıklı toplum ile sivil toplum kuruluşlarını birlikte ele alacağız. Bendeniz maraton koşmuş birisiyim. Maraton koşusu 42 kilometredir ve bunun...

AH ŞU MÜTEDEYYİN KADINLAR!?

Mütedeyyin kadınlar, mütedeyyin erkeklerden daha mı fazla kontrolden çıkmış durumda? Bu soru bize, görünen/gösterilmek istenen meselenin, asıl meseleyi örtüp...

DOSTUN İHANETİ!

İhaneti en ağır şekilde cezalandırmaya mı çalışırsınız? Büyük bir hayal kırıklığıyla dostluğu çöpe mi atarsınız? Yoksa “dostun ihaneti”ni affetmeyi...

Bize Yüzde Doksan Derler

Geçenlerde Özbekistan’dayken Rusya’dan da dahil olan bazı isimlerle ülkelerimiz, ülkeler arası meselelerimiz, ekonomilerimiz üzerine hasbihal etmiştik. Ön plana çıkan...
Yazı
GAZZE VE ÖTESİ
Yazı
Dayanıklı Toplum İçin Dayanıklı STK Nasıl Olmalıdır? (Maratonda 35. Kilometre)
Yazı
AH ŞU MÜTEDEYYİN KADINLAR!?
Yazı
DOSTUN İHANETİ!
Yazı
Bize Yüzde Doksan Derler
Yazı

Berekete İnancımız

Bereketin nerde, ne zaman ve nasıl olduğu çoğunlukla bilinmez. O yüzden sabah erkenden dükkanı açarken, bir öğretmen olarak sınıfa girerken, ebeveyn olarak eve girip çıkarken besmele çekmek, duayla başlamak, muvaffak olmaya niyetlenmek aslında berekete olan inancın yansımasıdır…

Bereket demek umut demektir, matematiksel olarak hesaplanmaz. Ne kadar ve tam olarak hangi zamanda geleceği bilinmez. Berekete olan inanç azmettirir, gayretkeşliğe yönlendirir. O çabanın ve mücadelenin sonucu olarak bilinmezlik içerisinde bir gün kapımızı çalar. “Hesaplayamacağınız yerden rızıklandırırız sizi…” buyruğunu bize hatırlatır adeta…

Bereket sabır demektir, beklemeyi gerektirir. Aslında beklemenin ötesinde tahammülü gerektirir. Ulaşamamanın da bir imtihan olduğu bilinciyle özeleştiriye yönlendirir. “Acaba ne kusurum var da bereket gelmiyor…” diye düşündürür…

Bereket çoklukta aranmaz, daha fazlasını isteyenlere varmaz. Her şeyin daha büyüğünü, en büyüğünü, en güçlüsünü, en çoğunu isteyenler bereketi ıskalar. Bereket bazen kendini az olanda gösterir ve aslında az görünüp de çok olandır bereket…

Eğitim yaparken de, ticaret ya da siyaset yaparken de ve hatta ilimle iştigal ederken de aradığımız aslında bereket olmalıdır. Çünkü bereket bizi manaya götürür, maddi olanı aşmamızı sağlar…

Bereketi kavradığımızda; yıllarca bir öğrenci ile ilgilenmenin anlamını kavrarız, ille de devasa salonlarda konferans vermek zorunda hissetmeyiz kendimizi. Kazancımızın helal oluşunu banka hesaplarımızın şişkinliğine ya da mülklerimizin çokluğuna tercih ederiz. Milyonlarca oy almanın ötesine geçip her bir vatandaşın huzuru ve mutluluğunu esas alır, küçücük sosyal siyasal sorunları dahi dert ediniriz…

Bereketimizi yitirmeyelim! Çok ve büyük olanın peşinde insanlığımızı ve maneviyatımızı yitireceğimize az ve küçük olanın bereketindeki büyük anlamı, etkisi büyük ve kalıcı boyutunu düşünelim. Kısa sürede ulaştığımız rakamlar ve oranlar bereketle taçlansın istiyorsak önce bereketin nicel bir husus olmadığına inanarak yola çıkalım…

 

Halit Bekiroğlu

16.09.2018

Okumaya devam et
Yazı

Eğitime Bismillah!

İki aydır yatıp-kalkıp eğitim konuşuyoruz. Yeni bakan, sistem değişikliği, kadro değişikliği, çalıştaylar, eleştiriler, umutlar…

Ve derken 2018-2019 eğitim-öğretim sezonuna başlamış olduk…

Öncelikle “hayırlı uğurlu olsun, bereketle ve manayla dolsun…” duamızı yapalım. Tüm idarecilerimize, öğretmenlerimize, öğrencilerimize, velilerimize, eğitim gönüllülerine ve paydaşlarına, kısacası tüm eğitim camiasına hayırlı olsun diyelim…

Gelin hep beraber besmele çekelim, Allah’ın adıyla başlayalım, O’ndan yardım ve bereket dileyelim. Yüceliği, maneviyatı, bereketi, aşkı hesaba katmadan ilerleyemediğimizi gördük ve görüyoruz. Maneviyatı yok sayarak yaptıklarımızın bizi ne kadar manadan uzaklaştırarak tek kanatlı kuşa dönüştürdüğünü acı tecrübelerle yaşadık…

Eğitim mevzusunun güç ve iktidarla ilgili olmadığını, yukarıdan aşağıya talimatla yürümeyeceğini, parayla-pulla alakası olmadığını, ahbap-çavuş ilişkisiyle yürüyemeyeceğini, kopyala-yapıştırın çaresizliğini, şuculuk-buculuğun daraltıcılığını, şabloncu ve tektipçiliğin basitliğini fazlasıyla gördük…

“En Büyük Olan”a ve herşeyi “En İyi Bilen”e sığınarak başlayalım bu eğitim sezonuna; müdürümüz besmeleyle okula giriş yapsın, öğretmenimiz besmeleyle sınıfına girsin, veli çocuğunun elinden tutarken besmeleyle tutsun, sivil toplum kuruluşları hesabı-kitabı ikinci plana bırakarak hasbilikle ve aşkla bismillah desin yeni sezona…

Eğitimdeki problemlerimizi sıralamada üzerimize yok, uzun listeler çıkartabiliyoruz maşallah! Aslında “sorun tespit yarışları”ndan çok samimiyet ve heyecana ihtiyacımız var. Öğrenciyle karşılaşmamızdaki samimiyet ve heyecan, veliyle karşılaştığımızdaki samimiyet ve heyecan…

Ve tabi müdürün öğretmenle karşılaşırken samimiyeti ve heyecanı yanında velinin de öğretmenle ve idareciyle karşılaştığındaki samimiyet ve heyecanı…

Eğitime her birimiz bismillah dersek eğitimin ortak meselemiz olduğunu daha iyi anlarız. Eğitimin çözümünü; öğretmen ya da müdüre, öğrenci ya da veliye havale etmemiş olur ve topyekün ve içtenlikle çözüme katkı sunarız…

Bu ülkedeki birçok sorunumuz gibi eğitim alanındaki sorunlarımızın da çözümü ortaklaşmaktan geçer. İlgili herkesin ama herkesin sorumluluğunun farkında olarak ve uyumla katkıda bulunmasından geçer…

Veli olmadan eğitim olmaz, aile olmadan çocuk sorunlu gelir okula. Müfredattan okul ortamına, idareciden öğretmene, sivil toplumdan MEB dışındaki ilgili bakanlıklara kadar hepimiz kişisel ve kurumsal asabiyetlerimizi bir tarafa bırakınca çocuklarımızın sorunlarını aşabiliriz…

Bizler eğitime ve çocuklarımıza bakışı değiştirdikçe; onları insan ve Allah’ın emaneti olarak gördükçe, başlangıçlarını besmeleyle yaptıkça eğitimin araç gereçleriyle ilgili sorunlarını çok rahat aşarız. Bu kadar bütçe ayırmamıza rağmen ve bu kadar konuşmamıza rağmen aşamadığımız şey; zihniyetimizdir, kendimizdir, alışageldiklerimizdir…

Yeniden bismillah diyelim; eğitim sezonuna bismillah, evlatlarımıza bismillah, ilk derse bismillah ve elbette kendimize, geleceğimize bismillah…

 

Halit Bekiroğlu, 17.09.2018

Okumaya devam et
Yazı

İmam Hatiplere Gönül Vermiş Kardeşim!

İmam Hatiplerde;

Yöneticilik,

Öğretmenlik,

Hizmetkârlık yapan Kardeşim,

Bulunduğu her ortamda,

Her şartta,

İmam Hatiplere katkıda bulunmaya çalışan

Gönüllü Kardeşim!

 

İmam Hatip okuluna gelen ve gelme potansiyeli olan her öğrenciyi başına tâc edin;

Boyuna-posuna,

Notuna,

Kimliğine bakma!

Her bir öğrenciyi Allah’ın emaneti ve lütfu olarak gör…

 

İmam Hatiplere hizmet etmek istiyorsan,

Çözümü sadece kendinde görme;

İstişare et,

Kuşatıcı ol,

Daha çok insanı ve kurumu kat süreçlere…

 

İmam Hatipleri sevdirmek istiyorsan,

Gönlün kadar ikramın da olsun;

Çayını servis et,

Kırk yıl hatırı olsun kahvenin,

Tebessümün sadakan olsun,

Hediye taşısın yüreğin…

 

Okuluna ve sana gelene,

İmam hatipçilik yapma;

Anlat,

Göster,

Öv,

Gurur duy,

Ama imam hatipli olmayanı asla dışlama,

Seni tercih etmese de seni severek ayrılsın…

 

İmam hatiplerin görüntüsünü önemse,

Ama gösteriş yapma, hakikatle olsun işin;

Kendini temiz tut,

“Elbiseni temiz tut”

Çevreni arındır,

Dinginlik sarsın her yanını,

Seni öldürmeye gelen sende dirilsin…

 

İmam hatipler zor diyecekler;

Zorun ne olduğunu anlat,

Zoru başarmayı öğret,

Öğretilmiş tembelliği ve ezikliği yık,

Yeni bir dünyaya taşı gelenleri…

 

İmam hatiplerle ilgili karamsar konuşmalar yapacaklar;

En zor şartlarda neler yaptığımızı anlat,

Küllerimizden nasıl dirildiğimizi,

Önderliğimizi,

Öncülüğümüzü,

İnancın tekeden nasıl süt çıkardığını anlat…

 

İmam hatipleri farklı okullarla kıyas edecekler,

Çık bu cendereden;

Başka okulları olumsuzlamadan kendini anlat,

Okulunu,

Ürünlerini,

Projelerini,

Geleceğe olan inancını anlat…

 

İmam hatiplere hizmet ediyorsan;

Ulaşılmaz olma,

“Yüzünü çevirme”,

Kapın açık olsun,

İnsanlara tepeden bakma,

Yüreklerinin hizasından konuş onlarla…

 

İmam hatipleri model olarak öneriyorsan;

Adil ol,

Öğrenci arasında ayrım yapma,

Velileri pozisyonuna göre değerlendirme,

Tepelerden gelen telefonlara râm olma,

Koca koca adamlara değil,

Koca koca yüreklere hizmet et…

 

İmam hatiplerdeki hayır vesilesiyle,

Cennete ulaşmaya çabalıyorsan;

Binanın ve sayının ötesine geç,

Elbette önemse bunları ama eşyaya tapma,

Ve bil ki, kutsal olan insandır,

Bizi kurtaracak olan yetiştireceğimiz nesillerdir,

Cennetimiz; öğrencilerimiz ve yavrularımızdır…

 

İmam hatiplere yardımcı olmak istiyorsan;

Sabırlı ol,

Tahammül et,

Sözünü güzel söyle,

Eylemin estetik olsun…

 

İmam hatiplerin başarısını istiyorsan,

Salt akademik başarıya bakma;

Kültürü,

Sanatı,

Sporu,

Sosyalliği de bir tür başarı olarak gör…

 

İmam hatipler için seferber olmak istiyorsan,

Kesenin ağzını aç,

Yüreğini, zihnini ve çevreni aç;

Bir burs ver,

Bir öğrenci ikna et,

Kitaplar bağışla,

Eşya al pansiyona,

Yemek yap,

Erzak ver,

Ücretsiz derslere yardım et,

Karşılık beklemeden konferans ver gençlere…

 

İmam hatipler ortak paydamız diyorsan;

Kardeşliğimizi kırmızı çizgi olarak çiz;

Ayrıştırmaya pirim verme,

Irkçılığı ayaklarının altına al,

Grupçulukla, hizipçilikle küçültme dünyanı,

Ümmete en geniş haliyle gönlünü aç…

İmam hatiplere uzaktan bakıp,

Oluş(turul)muş algıyla yorum yapmak yerine;

Yakınlaş,

Ziyaret et,

Selam ver müdüre,

Öğretmene teşekkür et,

Kapıdaki güvenlikçinin omuzuna at elini,

Sana yöneleni velinimet olarak gör,

Anla ve anlat…

 

İmam hatipleri tanıtmak istiyorsan;

Bir video çekip youtube’da yayınla,

Cesaretle ve ama nezaketle bir twitt at,

Okulun ve öğrencinin ve faaliyetlerin,

Bir karesini instagram’a taşı,

Televizyonda çağrı yap,

Gazeteye röportaj ver,

Afiş as,

Broşür dağıt…

 

Velhasıl sevgili imam hatip gönüldaşı kardeşim,

Kendine gel yeniden,

Ortaya yüreğini ve gövdeni koy,

Tüm rehavet safsatalarına kulaklarını kapat,

Metal yorgunluğu nedir bilme,

Fuat Sezgin Hoca gibi günde 17 saat çalışma yap,

Dünya uyusa da sen hep uyanık kal,

Her bir imam hatiplinin önderliğine,

Her bir gencimizin huzuruna vesile ol…

 

Halit Bekiroğlu, 05.07.2018

Okumaya devam et
Röportaj

ASKERİ OKULLARDA YENİ DÖNEM

15 Temmuz darbe girişiminden sonra askeriye başta olmak üzere pek çok alanda yenilenmeye gidildi. Yapılan yeni düzenlemelerle artık tüm lise türlerinden öğrenciler askeriyeye girebilecek. Önder Genel Başkanı Halit Bekiroğlu İmam-Hatip öğrencilerinin askeri okullara girebilmesinin önünü açan düzenlemeyle ilgili merak edilenleri Yeni Şafak için cevapladı.

Askeri okulların kapatılması, kurmay subay yetiştirme ve lisansüstü eğitim için Milli Savunma Üniversitesi’nin kurulmasıyla daha önce askeri okullara alınmayan İmam-Hatip öğrencilerine de rütbeli asker olabilme yolu açıldı. Bu düzenlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Söz konusu yeni düzenleme özgürlükçü eğitim anlayışına ne gibi katkı sağlayacak?

Bu soruyla ilgili olarak öncelikle şu tarihi arka planı ifade etmeliyiz; Son 150-200 yıllık “modernleştirici” evremiz maalesef sağlıklı bir şekilde gerçekleşmedi. “Taklitçi modernleştirme” diye adlandırabileceğimiz bu anlayışın 19. yüzyıldan itibaren askeriye odaklı başladığını görüyoruz. Bu taklitçi anlayış, Cumhuriyet dönemi ile birlikte orduyu, tamamıyla toplumdan ve milletten soyutlayan adeta bir gettoya dönüştürdü. Böylece “marjinal” birtakım yaklaşımlarla orduya öğrenci alınması anlayışı ön plana çıktı. Özellikle dindar kesimin çocukları başta olmak üzere toplumun ana damarına ordu kapısını maalesef kapatmış oldu. İmam-Hatiplerin orduya katılamamasının böyle bir arka planı var. Özetle “taklitçi modernleştirme” anlayışının bir sonucu olarak adeta “millete kapalı” sayılabilecek bir ordunun oluşum sürecini yaşadık.

Milletten uzak bir ordu yapısının zararını 15 Temmuz’da bir kez daha görmüş olduk. Ordunun temel, dini ve kültürel referanslarla arasına koyduğu mesafe, orduya sızmaya çalışan marjinal din anlayışlarının güçlenmesine de fırsat verdi ve ordunun sağlıklı bir zeminde ve ülkemize yakışır bir biçimde kendi doğal mecrasında ilerlemesine engel oldu. Bu da geçmişte olduğu gibi maalesef 15 Temmuz’da da yine darbe girişimleri ile neticelerini gösterdi.

İmam-Hatiplerin bundan sonraki dönemlerde Harp Okullarına ve Milli Savunma Üniversitesi’ne alınmasını çok ekstra bir uygulama olarak da görmemek lazım. Bu zaten olması gereken bir uygulamaydı. Doğal olan, İmam-Hatipliler gibi, bu ülkenin bütün vatandaşlarının çocuklarının asker olabilmesi, milletin kendi çocuklarını harp okullarına ve kurulacak olan askeri üniversitelere gönderebilmesidir. Bu yönüyle 15 Temmuz’la birlikte aslında bir tür hak iadesi gerçekleşmekte ve ordu doğal mecrasında teşekkül etme fırsatını yakalamaktadır.

58 yıllık köklü bir geçmişe sahip kurumunuzun askeri okulların İmam-Hatipli öğrencilere açılması yönünde bir çalışması oldu mu? Olduysa ne gibi çalışmalar yürütüldü? Anlatır mısınız?

İmam-Hatiplilerin askeri okullara alınması ile ilgili Genel Kurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’nın ilgili bütün kurumları ile yaptığımız görüşmeler hızlı bir netice vermediği için en son yargı yoluna başvurmak durumunda kaldık. Ancak 15 Temmuz’dan sonra hükumetimizin attığı adımlar ve aldığı olağanüstü kararlar, meselenin çözümüne dair toplumun tüm kesimleri için olumlu sonuçlar verecek bir noktaya geldi. Tüm bu gelişmelere rağmen hala birileri İmam-Hatiplilerin orduya girmemesini düşünüyorsa ülkenin sosyolojisinden ne kadar uzak kaldıklarını üzülerek ifade etmeliyim.

Bu röportaj 2016 yılında Yeni Şafak’ta yayınlanmıştır.

Okumaya devam et
Röportaj

EŞGÜDÜMLÜ VE BÜTÜNCÜL EĞİTİM MODELİ

Sadece akademik odaklı başarının öğrencilerin motivasyonunu düşürdüğünü ve yeteneklerinin ortaya çıkmasına engel olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda neler yapılması gerektiğini ve çözüm önerilerini Hürriyet Gazetesi’ne verdiğimiz röportajda değerlendirdik.

Son 5 yılda İmam-Hatip okulu ve öğrenci sayısı 2 kat arttı. Siz bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İmam-Hatip okulları diğer bütün eğitim kurumlarımız gibi ülkemizin sosyolojik yapısına uygun eğitim kurumlarıdır. İmam-Hatip okullarının açılmasını sayısal artış olarak değil, 28 Şubat döneminde elimizden alınan hakların geri verilmesi bağlamında değerlendiriyoruz. Yani artış olarak nitelendirdiğiniz nicel duruma, kapanan okullarımızın açılması ve hak ihlalinin giderilmesi olarak bakmak daha objektif olacaktır.

İmam-Hatip lise ve ortaokullarıyla ilgili şu anki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İmam-Hatiplerin sayısal artışından çok nitelik durumunu konuşmamızın ülkemizdeki eğitim kalitesi açısından daha faydalı olacağı kanaatindeyim ki biz de niteliğe odaklı faaliyetler yapıyoruz. Okullardaki fen ve sosyal ağırlıklı eğitimler, yabancı dil ağırlıklı hazırlık sınıfları ve proje okulları bugün iyi seviyededir. İmam-Hatiplerde İngilizce, Arapça, Almanca yanı sıra İspanyolca hazırlık sınıfları mevcut. TEOG sınavında başarı elde eden ve Türkiye birinciliği kazanan öğrenci sayısı geçen yıllara kıyasla yüksek oranda artmış durumdadır. Bu da İmam-Hatip okullarının eğitim kalitesi olarak diğer eğitim kurumlarımızla yarışır seviyede olduğunu göstermektedir. Şimdi İmam-Hatiplerimize yeni proje okullarımız eklendi. Fen lisesi müfredatlı, sosyal bilimler lisesi müfredatlı, sanat, dil vb. müfredatlı imam hatiplerimiz var. İnşallah yakında spor vb. alanlarda da proje okullarımız olacak. Buradaki en önemli amacımız, eğitim sistemimizin en önemli handikapı olan salt akademik başarı tabusu üzerinden değil çocuklarımıza yetenekleri ve kabiliyetleri doğrultusunda destek olmaktır.

İmam-Hatip lise ve ortaokullarının eğitim kalitesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz akademik başarının yanı sıra gençlerin sosyal ve kültürel anlamda da kendilerini geliştirmeleri gerektiğine inanıyoruz. Her bir öğrencimizin yetenekleri doğrultusunda değerlendirilerek o yönde eğitim almaları, kültürel, sanatsal, sosyal ve sportif faaliyetler eşliğinde akademik başarılarının artacağını düşünüyoruz. İmam-Hatip okulları bu anlamda her geçen gün farklı çalışmalarla öğrencileri geleceğe hazırlayacak adımlar atmaktadır. Bu noktada aile, öğretmen ve okul idaresi kolektif bir çalışma yürüterek sağlıklı bir gelecek inşasında aktif rol almalı diye düşünüyoruz. Buna sivil toplumu da ekleyerek eşgüdümlü bir şekilde ve bütüncül olarak eğitim süreçlerini takip etmeliyiz. Sadece akademik odaklı başarının öğrencilerin motivasyonunu düşürdüğünü ve yeteneklerinin ortaya çıkmasına engel olduğunu biliyoruz. Öğrencileri de velileri de bu anlamda bilinçlendirmek gerektiğini düşünüyoruz.

Okumaya devam et
Röportaj

NİTELİKLİ EĞİTİM MODELİNDE İMAM HATİPLER

‘’Bir İmam Hatiplinin farkı ne olmalı? İmam Hatiplerde nicelik arttıkça nitelik de artıyor mu? İmam Hatip ruhu hala devam ediyor mu?’’ sorularını Diriliş Postası’ndan Sevda Dursun ile yeniden gündemimize aldık ve yanıtlar aradık.

ÖNDER, hangi amaç için kuruldu?

ÖNDER, 1958 yılında İstanbul İmam Hatip Lisesi mezunları tarafından kurulan bir dernektir. Dernek amacı itibari ile İstanbul İmam Hatip mezunlarını bir araya getirmiş, mezunlar üzerinden yeni öğrencilere yardımcı olmaya çalışmıştır. Zaman içerisinde İmam Hatiplerin sayısı arttıkça, yeni mezun dernekleri oluşmaya başladı. ÖNDER, bir çatı kuruluşu haline geldi. Türkiye’de şu anda 374 mezun derneği ve 40’ı aşkın spor kulübü var. Bütün bu mezun derneklerimizi ve kulüplerimizi kuşatacak şekilde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Öğrencilerimizle hem okulda hem okul dışında ilgilenmeye çalışıyoruz.

Direkt öğrencilerle değil de mezun dernekleri aracılığı ile mi öğrencilerle ilgileniyorsunuz?

Bizzat bizim ilgilendiğimiz öğrenciler de var. Mesela, Kefken’de 11. sini gerçekleştirdiğimiz, geleneksel hale gelen “Kardeşim Dedim” kamplarını düzenliyoruz. Bu kamplarda, İmam Hatipli ve lider kabiliyetli gençleri toplayıp, sportif, kültürel, sanatsal ve eğitsel faaliyetlerde bulunuyoruz. Bu gençler, bulundukları okullardaki diğer gençlere rehberlik yapıyorlar.

Çalışmalarınızdan biraz söz edebilir misiniz? ÖNDER olarak gençlere yönelik neler yapıyorsunuz?

Birkaç başlık altında bunları özetleyebilirim. Birincisi, gençleri bilinçlendirmeye yönelik faaliyetler. Gençlerimiz okullarda meslek dersleri de dahil, birçok ders görüyorlar. Biz gençlerimizin aldıkları o bilgilerin üzerine bilinç, şuur eklemeye çalışıyoruz. Bunu; kamplar, okuma grupları gibi kültürel, sanatsal etkinliklerle yapıyoruz. Okul dışında gençlere sunduğumuz etkinlikler, o genci daha bilinçli ve dinamik hale getiriyor. Gençlerin en çok ilgi duyabileceği alanlardan biri spordur. Gençlerin dinamik yönlerini hesaba katmazsanız, ders çalışma dışında o gencin bir başarısı olmuyor. Oysa biz her gencimizden akademik başarı beklemek zorunda değiliz.

 Bir İmam Hatiplinin farkı ne olmalı?

Bir İmam Hatipli genç, üç şeyi mutlaka yapmalı. Birincisi, mutlaka kitap okuma alışkanlığı edinmeli. Dini kitap okumak zorunda değil, roman okusun, şiir okusun, hikâye okusun. Kitap okumayan İmam Hatipli genç düşünmek istemiyoruz. İkincisi, mutlaka bir sporla uğraşmalı. Eskiye nazaran daha fazla imkânlarımız var. Buna rağmen spor yapmıyorsak, bu bizim eksikliğimiz ve tembelliğimiz. Üçüncüsü İmam Hatipli bir genç, mutlaka bir sanat dalıyla uğraşmalı. Burada da denklemimiz şu; kitap okumak zihninizi geliştirecek, spor bedeninizi geliştirecek, sanat da ruhsal gelişiminize katkıda bulunacaktır.

Eskiden İmam Hatip ruhu diye bir şey vardı. Fakat şimdiki İmam Hatiplilerde bu ruhu göremiyoruz. Bunun sebebi nedir?

Biz tam da o İmam Hatip ruhunu yeniden kazandırmaya yönelik faaliyetler yapıyoruz. Bilinç dediğimiz şey, biraz da aksiyonla ilgilidir. Siz gence aksiyon kazandırmadığınız zaman, söylediklerinizin çok fazla karşılığı olmuyor. Bunun somut bir örneğini anlatmak istiyorum. Gençlik komisyonumuz, bayram öncesinde, Mısır’daki idam kararlarıyla ilgili bir çalışma başlattı. Aslında sadece İstanbul’da düşündükleri bir faaliyetti. Her ilden gençlerin ilgisi çok yoğun oldu. Buradan şunu görüyoruz, genç aksiyon istiyor, hareket istiyor. Dolayısıyla bilinç, ruh dediğimiz şey, sadece kitap okuyarak, kültürel-sanatsal faaliyetler yaparak olacak bir şey değil. Fiiliyatta da o gence, o heyecanına karşılık gelecek meşru ve makul çerçevede bir zemin sunmanız gerekiyor.

 İmam Hatipler, sosyal rolü etkili olan okullardır. Fakat üniversite sınavlarında sosyal alan gittikçe daralıyor. Sözel birçok bölüm (hukuk, siyasal vb.), eşit ağırlıktan öğrenci alıyor. İmam Hatipler için bu sorun teşkil etmiyor mu? ÖNDER, bunun için bir şeyler yapmayı düşünüyor mu?

Aslında çok önemli adımlar atıldı. Zannedersem bunlar çok fazla duyulmuyor. Otuzun üzerinde proje İmam Hatip Okulu var. Artık birçok İmam Hatip Lisesi’nde hazırlık sınıfları var. YÖK, Hukuk ve benzeri bölümlerle ilgili de yeni bir düzenleme yaptı. Ama dediğiniz nokta önemli. Gençlerimizi sadece sözel derslere ilgi duyan, sayısala ilgi duymayan tarzda yetiştirmek istemiyoruz. Bir genç, mühendis olmak istiyorsa sayısalla ilgili sıkıntısı olmasın, sosyolog olmak istiyorsa sözelle ilgili sıkıntısı olmasın.

TEOG sınavı bitti ve gençler tercihlerini yapıyor. Ailelere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Çocuklarını gönül rahatlığı ile İmam Hatip Liselerine gönderebilirler. İkincisi, İmam Hatiplerin hızlı bir şekilde kalitesi yükseliyor. İmam Hatiplerde her türlü laboratuvar imkanı var. Yurtları, pansiyonları gayet iyi, proje okullarımızda seçkin öğretmenler eşliğinde ve idareciler eşliğinde eğitimler yapılıyor. İmam Hatiplerde dersler dışında da ciddi aktiviteler var. Bunlar sosyal, kültürel, sanatsal, sportif aktiviteler. Öğrencilerimizi yurt dışına gönderiyoruz. TEOG’da başarı kazanmış öğrencilerimize burs veriyoruz. Bu konuda olumsuz propagandalardan, siyasi atmosfer ve çekişme dolayısı ile İmam Hatiplerle ilgili yıpratma teşebbüslerinden etkilenmeden, gönül rahatlığı ile çocuklarını göndersinler.

Okumaya devam et
Röportaj

BİR BÜTÜN OLARAK EĞİTİM ANLAYIŞI

Ülkelerin gelişmişlik seviyelerini belirleyen asli unsurlardan biri hiç şüphesiz eğitimdir. Eğitimi bir bütün olarak görüp yorumlamalı ve aksaklıklara bakış açısıyla kalıcı çözümler getirmeliyiz. Eğitime dair konuların ele alındığı bu röportaj Akit Gazetesi ile yapılmıştır.

Yeni dönemde eğitimdeki öncelikler neler olmalı?

Ülkemizde var olan ve öğrencilerin farklı alanlardaki başarılarına, ilgilerine ciddi anlamda gölge düşüren akademik tabunun bir an evvel bitirilmesi gerekiyor. Çocuklarımızın, gençlerimizin sadece akademik alanlardaki başarıları ile kabul gördükleri bir eğitim sistemi, onların yetenekleri doğrultusunda hareket etmelerinin ve kendilerini ifade etmelerinin önünde büyük bir engel olarak duruyor. Sadece sayısal ve sözel dediğimiz derslerdeki başarıyı baz alarak test sistemiyle öğrencilerin elenmesi sisteminin eksikliklerinden biridir.

Eğitim dünyasının işgücüne ve dolayısıyla ekonomiye katkısı için sizce neler yapılmalı?

Mesleki eğitimin erken yaşlarda başlaması gerektiğini düşünüyorum. Akademik olarak başarı gösteremeyen çocuklar, sahip oldukları yetenekler doğrultusunda doğru mesleğe yönlendirilebilirler. Teorik olarak birçok konuya hakim ancak uygulamada büyük sıkıntılar yaşayan üniversite mezunu gençlerin sayısı bir hayli fazla. Ayrıca öğrenciler daha okul dönemindeyken rehberliğin de katkısıyla kariyer planlamalarına yardımcı olunmalı ve mümkün olduğunca pratik hayatla iç içe yönlendirmeler yapılmalı.

Yeni neslin sağlam karakterli yetişmesi için öğretmenlere düşen 3 önemli görev nedir?

Öğretmenlerin iyi birer rol model olarak kendilerini geliştirmeye sürekli devam etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bizim inancımıza göre “ilim, beşikten mezara kadar” sürmesi gereken bir çabadır. Çocukların sadece sorularını cevaplayan veya onlara bilgi yükleyen değil; alışkanlıkları, hobileri, hayatı yorumlama tarzları ile öğrencilerin önünde ufuk açan kişiler olmaları. Söylem ve eylem arasındaki tutarlılık en önemli noktalardan biridir. Öğretmenler, söylediklerinden ziyade yaptıkları ile öğrencilerin zihinlerinde yer ederler.

Makul ölçüde yapılan eleştirilere açık olmak ve çocukların verileni olduğu gibi alıp kabul eden bireyler değil, sorgulayan, sorular soran, doğrunun peşinde iz süren bireyler olmalarını, yani kendi ayakları üzerinde durabilmelerini desteklemeleri gerekir.

Öğretmenlerin birer “gönül insanı” olarak hareket etmeleri önemlidir. Yaptıkları işe yüreklerini katmaları, her bir çocuğun derdiyle azamî hassasiyetle ilgilenmeleri, çocukların problemleriyle yakinen ilgilenmeleri gerekir. Bu durumda çocukların gönlüne hitap eden öğretmen modeli ortaya çıkmış olur ki ondan sonra çocuğun eğitimi artık daha da kolaylaşır.

ÖNDER’in eğitimcilere dönük yeni dönemde geliştirdiği bir proje varsa özet olarak paylaşır mısınız?

Gençlerimizin kitap okuma alışkanlıklarının zayıf olduğunu biliyoruz. Aslında bir başka açıdan baktığımızda bu eksikliğin sadece gençlerde olmadığını, genel anlamda kitap okuma konusunda zayıf olduğumuzu ve dolayısıyla da bunun gençlere de yansıdığını söyleyebiliriz. Türkiye genelinde uyguladığımız projeye göre öğretmenler eşliğinde öğrencilerin yılda 6 kitabı okumalarını ve bunu Türkiye genelinde 6000 gurup şeklinde yürütmeyi planlıyoruz. Formal eğitimin dışına çıkıp öğretmenin bir ağabey gibi öğrenci ile hasbihal etmesi, bu hasbihali kitap odaklı yapması birçok açıdan faydalı olacak.

Okumaya devam et
Röportaj

KEMİYET VE KEYFİYET

ÖNDER İmam-Hatip Okulları Mezunları ve Mensupları Derneği, İmam-Hatip’e 1951 yılında girmiş ilk mezunlar tarafından 1958 yılında “İmam-Hatip Okulu Mezunlar Cemiyeti” adıyla kuruluyor. 1960, 1980 darbeleri ve 28 Şubat post-modern darbesinin etkileri ile mücadele ruhunu taşıyan bu kadim cemiyet, bugün 3 bin 155 İmam-Hatip Lisesi, 1 milyon 300 bine ulaşmış öğrencinin, 400 mezun derneğinin ve sayıları yine milyona dayanmış geçmiş mezunların arasında bir bağ, bir köprü, bir ortak akıl oluşturma görevini görüyor. Bugün ÖNDER Genel Başkanlığını Halit Bekiroğlu yürütüyor.

Kemiyet ve keyfiyet nasıl bir araya getirilebilir?

Biz kemiyeti ve keyfiyeti birbirinden ayırarak bağımsız bir şekilde ele almıyoruz. İkisinin beraber yürümesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle konu İmam-Hatipler olunca 28 Şubat sürecinden sonraki o kayıp dönemin telafisi için kemiyeti yani nicel artışı kesinlikle önemsememiz gerekiyordu. Sayı arttıkça aynı oranda ve aynı hızda kemiyetin yani niteliğin artmayacağını biliyoruz. Ama tam da İmam-Hatipler için artık niteliğin daha çok ön plana çıkacağı bir dönemdeyiz. Biz de Önder olarak 13 Haziran’daki genel kurulumuzda ve akabinde yaptığımız kurultayda bu dönemin ana teması olarak “nitelikli yenilik” başlığını belirledik ve bununla alakalı önemli çalışmalar yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz.

Son dönem İHL öğrencileri için böylesi bir okuma skalası belirliyor musunuz?

Elbette, bizim ÖNDER olarak Esma-ül Hüsna’dan da esinlenerek yaptığımız “99 Kitap” listemiz var. O listede önemli isimler yer alıyor. Sizin bahsetmiş olduğunuz isimler 1950’li 1970’li yılların geleneğini devam ettirme açısından elbette önemli, o dönemlerin düşünürlerini önemsemekle birlikte yeni isimlerin yeni yazarların daha doğru ifade edecek olursak “yerli” diyebileceğimiz yazarların ön plana çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda hem geçmişi muhafaza etmek hem de günümüzdeki yeni değerleri ortaya çıkararak gençlerimizin okuma kültürlerinin doğru şekillenmesine katkı sağlamanın önemli olduğu kanaatindeyim.

Bu isimler ve okuma önerilerinizi nasıl oluşturuyor ve yaygınlaştırıyorsunuz?

Az önceki soruda ifade ettiğim gibi geçmişle günümüzü birleştirecek kitaplar/yazarlar bizim için önemli. Elbette Doğu ve Batı klasiklerini de önemsiyoruz. Bununla birlikte sadece bu listeleri oluşturmak elbette yeterli değil. Eğer bu listeleri pratikte gençlerle buluşturmazsanız çok bir kıymeti yok. Biz o yüzden Türkiye genelinde üniversitelerimizle de beraber önemli kitap okuma faaliyetleri yürütüyoruz. Bu yıl inşallah bütün okullarımızda gruplar oluşturuyoruz, her bir grup 6 kitabı dönem içerisinde okuyacak ve bahar aylarında okudukları o 6 kitap üzerine kurgulanan Türkiye geneline dönük kitap yarışmalarıyla final programı yapacağız ve derece yapan çocuklarımıza da ödüller vereceğiz. Bu şekilde Türkiye genelinde 6000 gurup oluşturmayı planlıyoruz.

Okullar arası münazaralarla yapılan okumaları teşri ederdik. Şimdi okumaların takibi nasıl yapılıyor?

Münazaralar İmam-Hatipliler için çok eğiticiydi. Hem okumaya teşvik ediyor hem de okunanın ifadesine imkan sağlıyordu. İmam-Hatipte okurken hiç unutmuyorum bir münazaramızın konusu “sanat, sanat için midir yoksa sanat toplum için midir?” idi. Aslında sanatın toplum için olduğuna inanmama rağmen sanatın sanat için olduğunu savunmak durumunda kalmış ve yine de kazanmıştım. Münazara kültürü aynı zamanda sosyalliğimizi güçlendirmede önemli rol oynamıştır. Günümüzdeki birlikte okumalarda da ben aynı etkinin olacağını düşünüyorum. Gurup okumaları birlikte hareket etmeyi, birlikte yola çıkmayı doğuruyor.

Münazara aynı zamanda sosyallik mi demek?

İmam-Hatiplerin sosyal yönünün güçlü olduğunu akademik çalışmalar da artık ortaya koymaya başladılar. Sosyal yönü güçlendiren hususlardan biri de şüphesiz insani diyaloglardır. Dolayısıyla münazaralar bu anlamda hem İmam-Hatip tarihinde hem de günümüzde aslında çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu münazaraları daha nitelikli yürütebilmek için yine şüphesiz gençlerimizin okumaları, düşünmeleri, kendi aralarında iletişim halinde olmaları bizim için önemli. Son dönemde çokça eleştirisini yaptığımız bireyselleşmenin ve sadece gençlerimizi değil hepimizi aslında iyi kullanalım derken farkında olmadan esir alan teknoloji gerçeğini de hesaba kattığımızda bizim yeniden bu münazara kültürünü yaygınlaştırmamız çok önemli. Birçok okulumuzda bununla alakalı faaliyetler yapılıyor. İnşallah biz de Türkiye genelinde bunu teşvik edecek faaliyetler düşünüyoruz.

Taraftar bir başkan değil, tüm öğrencileri kucaklayan bir yaklaşımla kapsayıcı bir anlayışa sahipsiniz. Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Teşekkür ederim. Genel yaklaşımımız şu; İmam-Hatiplere gelen her bir öğrenci bize emanettir ve bizim çocuğumuzdur. Hiçbirini ama hiçbirini dışlamaya ne hakkımız ne de lüksümüz var. İmam-Hatipler gibi mağduriyeti sonuna kadar yaşamış, sayısı 60 bine kadar düşmüş bir camianın bugün öğrenci sayısı 1 milyonu aşmışsa ne müdürlerimizin ne öğretmenlerimizin ne de bizim gibi STK’ların bu öğrencileri beğenmemeleri gibi bir durum söz konusu olamaz. Bütün öğrenciler bizimdir. Farklı renkleriyle, farkı etnik yapılarıyla, farklı mezhepleriyle ve meşrepleri ile İmam-Hatip kapısından giren her öğrenciyi başımızın tacı görüp gereken değeri vermemiz gerekir. Aksi halde hem İmam-Hatiplerin yeniden özlediğimiz ruhuna kavuşması mümkün olmayacak hem de manen hepimiz vebal altında olmuş olacağız. Biz de meseleye bu bütüncül yaklaşım içerisinde bakıyoruz. O yüzden bütün öğrencilerimizi kuşatacak yaklaşımı önemsiyoruz.

Sivil toplum kuruluşları ve kurumlarla entegre çalışmalarınız var mı?

İmam-Hatip öğrencileri ve camiasına hizmet eden herkesi önemsiyoruz. Nasıl öğrencilerimizle ilgili kuşatıcı bakıyorsak aynı şekilde bu camiaya ve ilgili herkese de kuşatıcı bakıyoruz. Asla bu anlamda ÖNDER olarak veya Türkiye’deki diğer mezun derneklerimiz olarak hiçbir kimseyi veya hiçbir kesimi ve kurumu dışlamaya hakkımız olmadığını düşünüyoruz. Samimi niyetle İmam-Hatiplere hizmet eden herkesle iş birliği yapmaya, dayanışmaya, görev paylaşımları yapmaya hazır bir yapıyız. Yeter ki İmam-Hatiplerimiz başta bahsettiğim gibi “nitelikli yenilik” çerçevesinde daha nitelikli hale gelsin. O yüzden birçok STK ile farklı bağlamlarda beraber proje yürütüyoruz. Ve bu işlerde de asla kurumsal bir asabiyet veya milliyetçilik içerisinde değiliz.

İHL öğrencisi bir başka liseden bir kardeş öğrenci sorumluluğu ile yaygınlaştırılabilir mi?

Biz bu kadar İmam-Hatip vurgusu yaparken İmam-Hatip okullarında okumayan öğrencileri farklı göremeyiz. Ben bütün konuşmalarımda her zaman net bir şekilde bunu ifade ediyorum. Biz asla “İmam-Hatipcilik” yapmıyoruz ama bizim ÖNDER olarak çalışma alanımız İmam-Hatipler olduğu için İmam-Hatiplere yönelik çalışmalara yoğunlaşmış durumdayız. Biz diğer öğrencilerle İmam-Hatiplerin ilişkisinin doğal seyrinde olmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. Eğer bunu “zorlama kardeşlik” vb. projeler gibi ele alırsak bir tür “proje refleksi” göstermiş oluruz ki bu işin doğasını ve doğallığını bozar. Bu ülkede bütün öğrenciler bizimdir, bütün öğrenciler bizim için kıymetlidir. 15,5 milyon öğrenciyi de önemsiyoruz ama çalışma alanımız İmam-Hatipler olduğu için bu alana yoğunlaşmış durumdayız. Biz bu doğallık içerisinde devam ettiğimiz takdirde zaman içerisinde İmam-Hatipli öğrenciler ve İmam-Hatipte okumayan öğrencilerimiz arasında doğal etkileşim söz konusu olacak ve kardeşlikler güçlenecek. Biz eğer İmam-Hatiplerin maddi ve manevi niteliğini arttırabilirsek diğer öğrencilerimize de aynı zamanda katkı sağlamış oluruz.

Yakın tarihte “Her yol Mekke’ye çıkar” diyerek yaptığınız değişiklik için nasıl çalışmalar yürütülüyor? 

Özellikle şunu düzeltmeliyim “Her yol Mekke’ye çıkar” sözü bana ait değil. Kitabımın da ana konusunu oluşturan Said Halim Paşa’ya ait bir söz. O sözden hareketle hem kitabımızda hem diğer konuşmalarımızda ve yazılarımızda “her yol Mekke’ye çıkar” sözünü sıkça kullanmış olduk. Yöneleceğimiz adresi ve hedefi belirtmesi açısından çok anlamlı görüyorum bu cümleyi. Bizim ana merkezimizi, -sadece coğrafya anlamında, fizikî anlamda söylemiyorum- mana itibariyle yönelmemiz gereken yönü göstermesi açısından şüphesiz çok önemlidir. Bir de Türkiye’nin İslam dünyasının son 200 yılda özellikle Batıcılık hastalığına yakalanmış olmasını göz önünde buldurduğumuzda, yönelimimizin Batı’ya ve Batıcılığa değil de bizi biz yapan asıl değerimiz olan Kabe’mize, özümüze, dinimize olması gerektiğini göstermesi açısından önemli bir cümledir diye düşünüyorum.

Mesela hac ve umre organizasyonlarında bu şuura dikkat çekilmek istense bunu ÖNDER yapabilir mi?

Hac ve Umre alanında faaliyet yürüten çok güzel sivil toplum kuruluşlarımız var, onların böyle bir çaba içerisinde olmaları fiilen daha gerçekçi olur. Onlara bu fikri ve anlayışı taşıma açısından katkımız olur.

İHL’lerin siyasî malzeme olmaktan çıkarılmasına dair çalışmalarınız var mı?

İmam-Hatipler bütün tarihi boyunca siyasetin dönem dönem konusu edildi. Biz elbette İmam-Hatiplerin siyasetin ötesinde bir yerde konumlanmasını önemsiyoruz. Ama aslında bu konu Türkiye’de din eğitiminin ve din öğretiminin siyasetten uzak ele alınmamasıyla ilgilidir. Ama maalesef Cumhuriyetten bu yana din öğretimi özellikle dönem dönem siyasetin merkezine oturtulmak istenmiştir. Biraz da sorunlar buradan ortaya çıkmıştır. Biz en azından 1 Kasım’dan sonra daha istikrarlı bir dönemin başlayacağını bilvesile bilerek İmam-Hatiplerin siyasetin bir konusu olarak değil ülkemizin ortak bir meselesi olarak ele alınmasını arzu ediyoruz ve bunu da her platformda dile getiriyoruz.

28 Şubat sonrası, bir jenerasyon Allah korkusundan uzak, dini değerlerden mahrum yetişti. Bu derin yaranın tedavisi için ÖNDER neler yapıyor?

İlk başta konuştuğum nicelik ve nitelik tartışmasında da değindiğim gibi, böyle bir yarayı elbette bir anda tedavi edemezsiniz. Kuşakların yetişmesi, kuşakların değişmesi, kuşakların tersine dönüşmesi zaman alan süreçler. Bu anlamda dediğiniz gibi ciddi anlamda bir kayıp dönemimiz var. Biz de bu kayıp dönemi telafi etme çabası içerisindeyiz. Türkiye genelinde 400’ü aşan derneğimizle, katkı sağlayan Ensar Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti gibi sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte bu yarayı bir an önce kapatıp bunun ötesinde geleceği inşa etme ve yeni bir medeniyeti el birliği ile inşa etme sürecini gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Şimdi İHL okullarının sayısındaki çokluğu koordine edecek bir program yapılıyor mu?

Az önceki soruda söylediğim gibi, biz tam da bu işi yapıyoruz ve bu çaba içerisindeyiz. Ben geçmişin çok abartılıp günümüzün çok olumsuzlanmasını genel anlamıyla doğru görmüyorum. Bu biraz da yaşı ilerlemişlerin yeni nesli beğenmemesine benziyor bana göre. Hep yeni neslin sıkıntılı olduğunu söyleriz. Tarihi metinlere ve hatıralara baktığımızda 300-500 yıl önce de insanlar yeni neslin sorunlu olduğundan bahsederler. Bu bence bir yanılgıdır. Şüphesiz İmam-Hatiplerin de gençlerin de birtakım eksikleri var. Ama bizim dönemimizde de her şey güllük gülistanlık değildi. Buna rağmen İmam-Hatiplerden çok iyi isimler çıktı. İmam-Hatip kapısından içeri girenlerin hemen hemen hepsi o kimliği almış olarak mezun oldular. Bundan sonra da olacak olan budur. O yüzden bugünlerde şu kısa vadeye bakarak İmam-Hatipli öğrencilerin sadece olumsuz taraflarını görmemek gerekir. Biraz daha orta ve uzun vadeli meseleye bakarsak daha sağlıklı düşünmüş oluruz.

Eğitim sistemindeki uygulamalar hakkında neler düşünüyorsunuz?

Geçenlerde Sn. Başbakanımızın da katıldığı bir programda kendilerine de ifade etmiştim. Türkiye’deki eğitim sistemimizin şüphesiz eksiklikleri var. Epeyce düzelmeler oldu ama hala yeterli değil. Özellikle akademik başarı tabusundan bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Test merkezli eğitim sisteminden bir an önce kurtulmamız gerekiyor ve İmam-Hatipler bu anlamda ciddi bir katkı sunmuş olacak. Gençlerimizi bireysellikten kurtarmamız gerekiyor. Zaman içerisinde eğitim sistemimiz de düzeldikçe bu hem İmam-Hatiplere hem düz okullarımıza yansıyacaktır.

İnternet, telefon, sosyal medya gibi dikkat dağıtıcı gereç arasında, çocuklarımıza nasıl bir uygulama ile hem akli hem ruhi bir donanım verilebilir?

Her dönemin farklı araçları var. Araçları kötüleyerek hiçbir yere varamayız. Bu araçlarla yaşayacağız ve yaşamaya devam edeceğiz. Bu araçların ötesine geçip meselenin ruhunu kavramamız ve kavratmamız gerekiyor. 50 yıl önce belli araçlar vardı insanları özden uzaklaştıran. 300-500 yıl önce de farklı araçlar vardı. Ben o yüzden teknoloji ile ilgili çok abartılı değerlendirmelerden uzak durmaya çalışıyorum. Elimizdeki bu araç gereçleri hayırlı ve doğru amaçlar için kullanma çabasında olmalıyız. Bu anlamda tabi ki gençlerimize bilinçlendirici, konferanslar, seminerler, konuşmalar, pratik örnekler göstermemiz önemlidir. Ama en temelde eğer gençlere birebir dokunursanız ve onlarla muhabbet eder, ilişki kurarsanız, teknolojik bağımlılık zaten azalır. İnsanı ve sosyal yanlarını güçlendirip teknolojiyi sadece bir araç gibi görmelerini sağlamamız gerekir. Aksi takdirde o aracın amaca dönüşmesi ve o aracın esiri olmaları kaçınılmazdır.

Özellikle kız öğrencilerin rol model ihtiyacı ile ilgili çalışmalarınız var mı?

Hem kız öğrencilerimizin hem erkek öğrencilerimizin iyi rol modellere ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Özellikle son dönemlerde medyanın da etkisiyle rol modeli edinme konusunda bir hedef kayması söz konusu olabiliyor. Bu durum sadece çocuklarımız ve gençlerimiz için değil herkes için zaman zaman söz konusu olabiliyor. Popüler olan ve öne çıkanın doğru örnek olduğuna dair birtakım yanılgılar yaşanabiliyor. Artık sosyal medya gibi eşzamanlı olarak çok sayıda kitleyi etkileyecek bir etkileşim aracının varlığı sebebiyle de kontrolsüz şekilde birtakım söylem ve eylemlerin adeta kulaktan kulağa aktarım gibi hızlıca yayıldığını biliyoruz. Biz bu anlamda çocuklarımızı rol model olarak alabilecekleri kişilerle sadece fiziksel olarak değil fikirsel olarak da bir araya getirmeyi önceliyoruz. Burada hem kız öğrencilerimiz hem erkek öğrencilerimizden iyi rol modellerimiz var. Her iki cinsten de çok başarılı öğrencilerimiz var. Ama kızların elbette şu avantajı var. Özellikle İmam-Hatip gibi dava, şuur, bilinçlenme, okuma, araştırma konularında kızlarımızın biraz daha gayretli olduğunu görüyoruz. Sonuç itibariyle bizim çocuklarımıza cinsiyet temelli yaklaşmamız yanlış olur. Çok başarılı kızlarımız olduğu gibi, çok başarılı erkeklerimiz de var. Kızların bu anlamda daha gayretli ve istekli olması bizi sevindiriyor.

Modern zamanlar ile İslami ve tarihi değerlerimiz nasıl mecz edilerek verilebilir?

İslami olanla tarihi olanın zaten birbirini mündemiç olduğunu düşünüyorum. Tarih bilinci verdiğinizde zaten İslami bilinç vermiş oluyorsunuz. Gençlere İslami bilinç verdiğinizde aynı zamanda tarih bilinci kazandırmış oluyorsunuz. Bugün bütün bir İslam dünyasının tarihine gittiğinizde İslam’ı görürsünüz. O yüzden Cumhuriyetle beraber en çok üzerinde durulan konu yeni tarih anlayışı oldu. Toplumları tarihlerinden koparırsanız köklerinden koparmış olursunuz ki kökü kopmuş ağacın kuruması ya da yıkılması kaçınılmazdır. Ama toplumları ve dolayısıyla kişileri tarihle ilişkilendirirseniz kökleriyle ilişkilendirmiş olursunuz.

İHL’lere insani, ahlaki ve İslami değerleri birlikte taşıyan inancı oluşturacak çalışma programları hazırlıyor musunuz?

Bu bizim anlayışımızın temelini oluşturan ana unsurlardan biridir zaten. Biz sadece okullarda öğrencilerin merkezde olduğu bir çalışma yürütmenin de ötesinde geleceğin toplumunu oluşturacak olan bireylerin dimağlarına ulaşacak, bugünle kalmayıp gelecekte de etkilerini sürdürecek izler bırakma düstura ile yola çıkmış bir kuruluşuz. Çocuklarımıza ve gençlerimize kendi bilgilerimizi, tercihlerimizi, tecrübelerimizi ve doğrularımızı dikte etmek yerine hayat yolcukları esnasında yollarını aydınlatacak ve dış dünyadan yansıyanları İslami ve ahlaki değerler ekseninde özümseyip kendi iç dünyalarında bir araya getirmelerine katkı sağlayacak birtakım dokunuşlar yapma gayreti içerisindeyiz. Dolayısıyla düşüncelerimizi ve ortaya koyduğumuz çalışmaları iyiye ve güzele yönelten gayretler bütünü olarak görüp “gayret bizden tevfik Allah’tan” inancıyla hareket ediyoruz.

Eski İHL’liler birer dergi kurduydu. İmkanlar zordu ama harçlıklarıyla takip yapar, öğretmenlerinden destek görürdü. Yanılıyor muyum?

Size katılıyorum. Maalesef Türkiye’de dergicilik bir dönem çok zayıfladı. Dergiciliğin matbu olarak ya da sanal ortamda yapılmasına takılmıyorum. Muhteva anlamında dergiciliğin zayıfladığını düşünüyorum. Oysa dergiler sizin de ifade ettiğiniz gibi süreklilik açısından bize düzenli bazı hatırlatmalarda bulunması hasebiyle çok kıymetli. Ayrıca dergiler aynı zamanda bir mektep gibidirler. O derginin etrafına kümelenen insanlar, gençler, oraya katkıda bulunanlar, abone olanlar, onu okuyanlar, o dergiyi çıkartmak için çaba sarf edenler aslında bir tür mektep, bir tür ocak işlevi görmektedirler. Son yıllarda bunu bir parça yitirdiğimizi üzülerek görüyorum. Biz de Tohum dergisini çıkartıyoruz. 1960’lı yıllardan bu yana devam eden önemli ve geleneği olan bir dergimiz. Ama genel anlamda dergicilik konusunda çok iyi bir imtihan verdiğimizi söyleyemem. Son dönemlerde bu eksikliği gidermeye yönelik teşebbüslerin arttığını görüyor ve seviniyorum.

Bütün zamanların nabzını tutacak bir gençlik hayali için İHL ve sair okullarda neler yapılabilir?

Mesela biz bir projenin lansmanını yaptık. Esenler Belediyesi ile beraber “Şehir Dersleri” adı altında bahara kadar devam edecek bir çalışmaya başladık. Buradaki amacımız şuydu: Artık bizim daha detay ve spesifik konularla ilgilenmemiz gerekiyor. Çünkü biz büyük bir medeniyetin temsilcileriyiz. Ama bu medeniyet geçen 2-3 yüzyılda hasar gördü ve birtakım sıkıntılar yaşadı. Ama önümüzdeki 10 yıl, 50 yıl, 100 yıl içerisinde İslam medeniyeti yeniden neşv-ü nema bulacak ve gençlerimizin buna hazırlıklı yetişmeleri çok önemli. O yüzden biz gençlerimizin şehir alanında, sanat alanında, kültür alanında, mimari vb. alanlarda çok derinlikli bilgi sahibi olmalarını önemsiyoruz ve bu konuda önemli çalışmalarımız var. İnşallah gençlerimiz yarının inşa edicileri olacaktır.

Bu röportaj 2015 yılında Kültür Ajanda Dergisi’nde yayımlanmıştır.

Okumaya devam et
Röportaj

ÖLÇÜLÜ VE MUTEDİL EĞİTİM MODELİ OLARAK İMAM-HATİPLER

ÖNDER İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği’nin Başkanı Halit Bekiroğlu ile İmam Hatip Liselerinin konumu, misyonu, durumu ve geleceği hakkında bir görüşme gerçekleştirildi. İmam-Hatip liselerinin eğitim sistemi için gerekli olduğunu vurgulayan Bekiroğlu; matematik, fizik, kimya gibi dünyevî bilimlerin yanında dinî bilimlerin de öğretilmesinin önemini vurguladı.

15 Temmuz sonrası İmam-Hatiplerin durumu ne oldu?

Bugün milletimizi her konuda ve mevkide başarıyla temsil eden İmam-Hatipli gençlerin askeri okullara alınması ordumuza güç ve zenginlik katacaktır. Böylece eğitimin temel kriterlerinden fırsat eşitliği ilkesi de ihya edilmiş olacak. Milletten uzak bir ordu yapısının zararını 15 Temmuz’da bir kez daha görmüş olduk. Ordunun temel, dini ve kültürel referanslarla arasına koyduğu mesafe, orduya sızmaya çalışan marjinal din anlayışlarının güçlenmesine de fırsat verdi ve ordunun sağlıklı bir zeminde ve ülkemize yakışır bir biçimde kendi doğal mecrasında ilerlemesine engel oldu. Bu da geçmişte olduğu gibi maalesef 15 Temmuz’da da yine darbe girişimleri ile neticelerini gösterdi.

İmam-Hatiplerin bundan sonraki dönemlerde Harp Okullarına ve Milli Savunma Üniversitesi’ne alınmasını çok ekstra bir uygulama olarak da görmemek lazım. Bu zaten olması gereken bir uygulamaydı. Doğal olan, İmam-Hatipliler gibi, bu ülkenin bütün vatandaşlarının çocuklarının asker olabilmesi, milletin kendi çocuklarını harp okullarına ve kurulacak olan askeri üniversitelere gönderebilmesidir. Bu yönüyle 15 Temmuz’la birlikte aslında bir tür hak iadesi gerçekleşmekte ve ordu doğal mecrasında teşekkül etme fırsatını yakalamaktadır.

ÖNDER’i anlatır mısınız?

ÖNDER 1958 yılında kurulan ve Türkiye’nin en köklü geleneği olan derneklerimizden biridir. Türkiye’nin ilk İmam-Hatip okulu olan İstanbul İmam-Hatip’in ilk mezunlarının kurmuş olduğu dernek, o günden bugüne en zor şartlara rağmen İmam-Hatiplerle ilgili mücadelesini vermiş, zaman içerisinde farklı dernekler kurmuş önemli bir kuruluşumuzdur. Şuanda da Türkiye genelinde 400’ü aşan dernekle birlikte İmam-Hatiplerimize hizmet ediyor. Malumunuz İmam-Hatiplerimizin sayısı arttı, öğrenci sayısı 1 milyon 200 bini buldu. Okul sayımız da 3155 oldu. Biz bütün bu okullarımızda öğrencilerimizle birlikte İmam-Hatipleri geleceğe taşımaya çalışıyoruz.

ÖNDER bir dernek olarak kuruldu ama şu andaki üstlendiği görev ve misyon itibariyle konfederasyon şeklindeki bir yapıya doğru ilerliyor diyebilir miyiz?

İşlevsel olarak zaten şu anda bir konfederasyon yapısında ama hukuki altyapı itibariyle baktığımızda böyle bir tanım söz konusu değil. Türkiye’yi 21 bölgeye ayırdık, Kocaeli ve etrafındaki illerimiz de birer bölge oluyor. Türkiye’de 21 koordinatörümüzle beraber sayısı toplamda 400’ü aşan mezun derneklerimizin sevk ve idaresini, ortak faaliyetlerini yürütüyoruz.

ÖNDER, KİHMED gibi Türkiye genelinde olan İmam-Hatip mezunları ve mensuplarıyla ilgili derneklerin bir üst kurumu haline gelecek mi?

Şuanda böyle bir çalışma var. Derneklerimizle birlikte yaptığımız 13 Haziran’daki genel kurulda tüzüğümüzde bir değişiklik yaptık. Artık derneklerimiz ÖNDER’e üye olabiliyorlar. Böyle bir altyapı hazırlığı yaptık ancak bizim amacımız işin şeklinden çok muhtevasını doldurmak ve geliştirmek. En azından bu eğitim sezonunun sonuna kadar dernek sayılarımızı ve derneklerimiz arasındaki koordinasyonu arttırmamız gerekiyor. Direkt İmam-Hatiplerle ilgili niteliğe dönük aktif faaliyetler yapmamız daha önemli.

 Bu eğitim sezonunun sonunda muhtemelen sizin bahsettiğiniz konuları masaya yatırıyor olacağız. Federasyon konfederasyona mı evrilecek yoksa daha farklı bir model mi uygulanacak konusu gündemimizin önemli bir maddesi olacak. Ama biz mevcut koordinatörlük sistemimizle ve bu sistemi güçlendirmek suretiyle olaya şekilden çok işlevsel yönüyle yaklaşıyoruz.

ÖNDER’in yapmış olduğu, Türkiye’de uygulanan bu modelin yurtdışına taşınması ve İmam-Hatiplerin yaygınlaştırılması ile ilgili bir açıklama yapabilir misiniz?

İslam dünyası önemli bir kriz yaşıyor. Bence bu kriz sonuç itibariyle bir doğum sancısının işareti. Şuanda İslam dünyasında ifrat tefrit dediğimiz aşırılıklar yaşanıyor. Bir taraftan radikal unsurları, bir taraftan da ılımlı İslam adı altında sulandırılmış bir İslam anlayışını konuşuyoruz. Bu ikisi arasında en iyi model olarak İmam-Hatip modeli en makul, en mutedil, en ölçülü model olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla bu modelin yaygınlaştırılması lazım.

 Kocaeli’nde yaptığımız, Türkiye genelindeki derneklerimizin katıldığı toplantıya başbakanımız da gelmişti. Onunla yaptığımız istişareler, diğer sivil toplum kuruluşlarıyla, kanaat önderiyle yaptığımız istişarelerden şuraya varıyoruz ki İmam-Hatip modelinin geliştirilerek sadece Türkiye’de değil bütün İslam dünyasında yaygınlaştırılması lazım. Hatta bu modelin benzerleri artık Batı’da bile uygulanıyor. Yani İslam ülkesi sayamayacağımız ülkelerde de artık bu model yaygınlaşacak. Ben önümüzdeki süreç içerisinde bunları konuşacağımızı düşünüyorum.

İmam-Hatip misyonu nasıl olmalı sizce?

İmam-Hatip modelinin kendisi zaten aşırılığın önünde bir engel. Dolayısıyla İmam-Hatipte okuyan çocuk bir cemaate gidebilir ama körü körüne o cemaate bağlanmaz. Bir partiyi de destekleyebilir ama körü körüne o partiye bağlanmaz. Bir mezhebe sahip olabilir ama körü körüne mezhepçilik yapmaz. Bir hocayı sevebilir ama o hocaya körü körüne itaat etmez, sorgular.

İmam-Hatip modeli tek boyutlu olmadığı için körü körüne bir itaati zaten ortadan kaldırıyor. Dönem dönem gençlerimizin git gelleri olabilir, bence bunu da tolere etmek lazım. Çünkü sonuç itibariyle İmam-Hatip kimliği gençlerimizin aşırı davranmalarının ve körü körüne bağlılıklarının önünde bir engel oluyor.

Ben kendi hayatımdan da biliyorum, bizim okullarımızda öğretmeni, müdürü eleştirmek çok daha zordu. Şimdiki gençlerimiz o anlamda daha şanslılar ve bence eleştirmeliler de. Ben eleştirme ve eleştirilme konusunda rahat biriyim. Gençler tabi ki eleştirecekler, tabi ki sorgulayacaklar, sadece terbiye ve edep ölçüleri içerisinde bunu yapmaları önemli.

Biz hocalarımızı sorgulardık, onlara sorular sorardık, zorlardık, özellikle bilgisi biraz az olan hocalarımız epeyce bizim karşımızda zorlanırlardı, çünkü okurduk. Kendi aramızda tartışırdık, ertesi gün yeniden tartışabilmek için geceden kitap okumamız gerekirdi. İmam-Hatiplerin bu dinamizmi var. İmam-Hatipler bu araştırmacı ruhla ve bu üretken yaklaşımla, soran/sorgulayan makul ölçüde eleştiren anlayışla inşallah ülkemize değer katacak.

 Körü körüne bağlı olan bir öğrenciden ve bir gençten hiç kimse hoşnut olmamalı. Bunun hiç kimseye faydası olmaz. Devlet de kendi vatandaşından körü körüne itaat beklememeli; öğretmen de müdür de anne baba da. Delikanlı üretmeli, delikanlı sorgulamalı. Zaten gençliğin anlamı ve önemi burada. Dolayısıyla cemaatlerin kesinlikle böyle bir tehlikeye düşmemesi lazım. Gençlerimizin özgün ve özgür yetişmesinin önüne engel koymamaları lazım. Ben bu anlamda İmam-Hatiplerin çok ölçülü bir yerde durduğunu düşünüyorum.

Geçmişteki İmam-Hatip eğitimi ile bugün arasında bir fark görüyor musunuz?

Anadolu’yu geziyorum, farklı yerlerde bulunan İmam-Hatiplere gidiyorum. Oralarda zaman zaman konuşmalar yapıyoruz, sohbetler yapıyoruz, gençleri dinliyoruz. İmam-Hatiplerimizde çok iyi gençlerin olduğunu görüyorum. Elbette bu dönem farklı bir dönem. Hz. Ali oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e tavsiyede bulunurken diyor ki “Çocuklarınızı kendi döneminize göre yetiştirmeyin. Onların çağına, onların dönemine göre yetiştirin.” Bir defa bu dönemle kendi dönemimizi kesinlikle karşılaştırmamamız lazım. Yani “Bizim dönem çok iyiydi, bu dönem çok kötü” anlayışı başından yanlış. Eski metinlere gittiğimizde 300 yıl 500 yıl 1000 yıl önceki metinlerde bile bu yargılamayı görürsünüz. Hep şöyle ifadeler olur, “bizim zamanımız iyiydi ama şimdiki gençler sorunlu”. Bu çok doğru bir tespit değil, bence bunu şöyle ifade etmek lazım. Siz de güzel ifade ettiniz, bizim dönemimiz farklı, bu dönem farklı.

 Dolayısıyla şahsen öncelikle İmam-Hatiplerimizde çok iyi gençlerin varlığından dolayı mutluyum. Çok iyi, çok başarılı gençlerimiz var. Kamplar ve birtakım faaliyetler yapıyoruz. Emin olun görev ve yetki verdiğinizde alıp götürecek çok güzel, büyük işler yapabilecek, liderlik kabiliyeti olan, iyi film çeken, iyi sanat icra eden, iyi spor yapan gençlerimiz var. Bir defa bunu kabul etmemiz gerekiyor.

O günden bugüne belki bir fark; bu “İmam-Hatip ruhu” dediğimiz konuda bazı eksikliklerimiz var. Biz tam da bunun için çalışıyoruz, yeniden bir ruha bir heyecana ihtiyacımız var ama bunu da böyle bir direktif, vaaz, nasihat gibi yapmak çok mümkün değil. Yani bunu yapacak olan da yine İmam-Hatipli gençler. İmam-Hatipli genç bir tür dip dalgayla, kendi gayretleriyle ve çabasıyla bizi, sivil toplumu, medyayı sorgulayacak, daha iyiyi yapma iddiasında olacak. Belki yer yer biraz haddini de aşacak. Ona müsaade edeceğiz ve gençlerimizin önünü açacağız ki, gençlerimiz o dip dalganın etkisiyle yeniden daha üretken bir duruma gelsinler ve İmam-Hatip ruhu dediğimiz ruhu yeniden yakalayabilsinler. Buna fırsat vermemiz gerekiyor.

Bir de takdir edersiniz ki 28 Şubat gibi çok talihsiz ağır bir travma sonrasında, yani son 3- 4 yılda İmam-Hatiplerin önü açıldı diye hemen İmam-Hatiplerimizin bir anda mükemmel olmasını beklemek haksızlık olur. Bugün KİHMED başkanımızla da konuştuk, ortaokul birinci sınıftan itibaren İmam-Hatipli olan çocuklar, artık bu yıl mezun oluyorlar. Allah’a şükür buna çok sevindim. Bu çocuklar artık daha iyi yetiştiler ve bunlar lisede çok daha etkili olacaklar. Çok daha güzel işler çıkartacaklar, biraz da zamana ihtiyacımız var.

Eklemek istediğiniz başka bir konu var mı?

Öncelikle İmam-Hatip modelinin iyi bir model olduğuna, bu modelin ülkemizin ve İslam dünyasının geleceğinde önemli bir rol oynayacağına inanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu böyle gerçekleşecek. Bugün yetişen öğrenciler inşallah son 2-3 asırdır yaşadığımız medeniyet krizine de bir çözüm üretecekler. Bence bizim dönemimizdeki İmam-Hatiplerden de daha ileriye gidip; çok daha derinlikli, geleceğe yönelik işler yapacak kişiler çıkacak. Eğitim işleri, insanın yetişmesi meselesi öyle birkaç yılla ifade edilebilecek bir süreç değil. Sabırla, ilmek ilmek dokuyarak İmam-Hatiplerin 20-30 yıl sonrasını şekillendirmesine imkan vermemiz ve destek olmamız lazım.

Bu röportaj 2015 yılında Kocaeli Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Okumaya devam et
Röportaj

ŞUUR KAZANDIRAN OKULLAR

2015 yılında ÖNDER Genel Başkanlığı görevine getirilen Halit Bekiroğlu İmam-Hatip okulları hakkında merak edilen konu ve cevaplanmayı bekleyen soruları 212 Haber’den Hacer Türkel ile yeniden gündeme aldı.

Yeni göreviniz hayırlı olsun. ÖNDER Başkanı olarak hayata geçireceğiniz ilk projeniz ne olacak?

57 yıllık bir dernek olan ÖNDER’in güçlü bir geleneği var. Bizden önceki dernek başkanlarımız, yönetim kurulu üyelerimiz önemli işler yaptılar. Allah hepsinden razı olsun. Biz de bu geleneğin üzerine yeni bir şeyler eklemeye çalışıyoruz. “Zamanın ruhu” denen bir şey var. Biz zamanın ruhunu önemseyerek ve o geleneği güncelleyerek yeniden insanlarımıza sunmaya çalışacağız. Bunun için dilimizi, usulümüzü, mesaj biçimimizi yenilememiz ve bununla bağlantılı olarak da mevcut işleyişimizi bugünkü gençlere hitap edecek şekilde yeniden dizayn etmemiz gerekiyor.

Anadolu’da beraber çalıştığımız İmam-Hatip mezun dernekleri var. Bu derneklerin sayısı şu anda 400’ü buldu. ÖNDER bu anlamda bir çatı kuruluşu olarak bu derneklerle beraber hizmet yürütüyor. Hedefimiz Türkiye’deki bütün ilçelerimizde en az bir mezun derneği olması yönünde. Yılsonuna kadar da belli bir hedefimiz var ve o hedefi de inşallah yakalayacağız.

Bir de İmam-Hatiplerle ilgili teorik çalışmalara ihtiyacımız var. İhtiyaç üzerine Tevhid-i Tedrisat’tan sonra ortaya çıkan İmam-Hatip modelini daha da geliştirip, güncelleyerek hem Türkiye’de ve İslam dünyasında hem de Müslümanların yaşadığı diğer ülkelerde modellememiz gerekiyor.

İvedi olarak çözüm bulunması gerektiğini düşündüğünüz problemler var mı? Varsa bunlar nelerdir?

Son dönemde dershane tartışmalarıyla ortaya çıkan bir mesele de temel liselerdir. Temel liseler dershane ihtiyacını karşılamak için oluşturulmuş bir mekanizma; fakat İmam-Hatipte okuyan öğrencilerimiz lise son sınıflarda temel liseye yönelmeye başladıkları için bu durum İmam-Hatip müfredatından tamamen uzaklaşmalarına sebep olabiliyor. Bunun bir problem olduğunu yönetim kurulumuzda müzakere ettik. Buna dair ileriki zamanlarda bir çözüm önerimiz de olacak. Bunun dışında yer yer İmam-Hatiplerimizde ve diğer okullarımızda öğrencilerimizin ahlaki ve sosyal açıdan sıkıntılı durumları var. Bu mevzularla ilgili çok acil gündemlerimizle birlikte bunları çözmeye çalışıyoruz.

Siz de bir İmam-Hatipli olarak İmam-Hatip liselerinin mevcut başarısını ve durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İmam-Hatipler geçmişte çok başarılı olmuş okullardır ve Allah’ın izniyle bundan sonra da başarılı olacaklar. Biz öncelikle buna kesinlikle inanıyoruz. 28 Şubat sürecinden dolayı İmam-Hatiplerde çok ciddi bir kesinti oldu. 15-16 yıl kadar İmam-Hatiplerin önü tıkandı. İmam-Hatip mezunlarının üniversiteye girmelerinin engellenmesi, başörtüsüyle ilgili problemlerin çıkması vs. gibi durumlar İmam-Hatipte okumayı zorlaştırdı. Son 3-4 yılda yeniden İmam-Hatiplerin önünün açılması ile milletimiz, bu toplumun ihtiyaç duyduğu din eğitimi için çocuklarını gönül rahatlığıyla bu okullara göndermek isteğini gösterdi. Şu anda hiçbir engelimiz yok ama bu hızlı büyümenin getirdiği bir nitelik sorunu var. Bu sorun da 15-16 yıllık bir mağduriyeti hesaba kattığınız zaman bir iki yılda halledilecek bir şey gibi görünmüyor. Her bir çocuk, her bir genç ayrı bir dünya. Onların eğitimi, hazırlanması elbette zaman alacak ama biz 28 Şubat’ın o kayıp yıllarını telafi edeceğimize inanıyoruz ve ÖNDER olarak teşkilat modelimizi ve yapısal durumumuzu da buna göre ayarlıyoruz.

“İmam Hatipler gençlere şuur kazandıran okullardır”

Toplumda yaygınlaşan bir kanaat var. Her geçen gün sayıları artan İmam-Hatip Liselerinin eski kalitesini ve başarını kaybettiği ve imam dahi yetiştirmediği düşünülüyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bütün mesele aslında yeniden İmam-Hatip şuuruna sahip olmak. İmam-Hatipten mezun olanlarla oturup konuştuğunuzda hemen hemen hepsinden “70’li, 80’li ve 90’lı yıllarda İmam-Hatipler çok farklıydı. Ayrı bir ruh, ayrı bir heyecan vardı. İmam-Hatipte okuyan en zor çocuk bile mezun olduktan sonra bambaşka bir insan olurdu” cümlelerini duyarsınız. İmam-Hatipler bu anlamda aslında bizim gençlerimize bilinç veren, şuur kazandıran okullardır. Biz bu yönümüzü güçlendirmemiz gerektiğine inanıyoruz.

Son dönemlerde İmam-Hatiplerin kalitesi düştü diyenler, 28 Şubat mağduriyetinin getirdiği o ağır travmayı göz önünde bulundurmalılar. Bunu biz henüz telafi edebilmiş değiliz. Daha yeni yeni toparlıyoruz. Bir de bunu söylerken bilinç ve şuurun sadece öğretmenle ve idareciyle ilgili olmadığını, bunun aileyi, okul aile birliğini, STK’ları ilgilendiren tarafı olduğunu da bilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bu şuuru, bu bilinci verecek olanlar bizleriz. Bu şuuru verdiğimiz takdirde İmam-Hatiplerin aslında akademik, kültürel, sosyal ve sanatsal başarılarda nasıl motive olduklarını göreceğiz. İmam-Hatiplerin halihazırdaki bazı nitelik sorunlarının geçmişteki kayıptan kaynaklandığını ve bunun hızla telafi edildiğini, bu konuda sabırlı olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Öte yandan yer yer İmam-Hatiplerin akademik başarısızlığı gündeme getiriliyor. Oysa günümüz modern eğitim sisteminde bir öğrenciye salt akademik başarı merkezli bakılmıyor. Her öğrenci ayrı bir dünya olduğu için, bizim her öğrenciye ayrı bir başarı yaşatma şansımız var ama her çocuğa akademik başarı yaşatmak mümkün değil. Bizim kimi çocuklarımız akademik anlamda başarılı olsun, kimi sosyal yardımlaşma anlamında, kimi kültürde, sanatta, sporda başarılı olsun. Öğretmenler, veliler ve sivil toplum kuruluşları olarak hepimizin bu bilinçle hareket etmesi lazım. İmam-Hatiplileri sadece not ortalamalarına göre hesaplarsak en başta biz yanlış yapmış oluruz.

“Bu ihtiyaç partilerle sınırlı değil”

AK Parti iktidarı döneminde altın çağını yaşayan İmam-Hatip liselerinin iktidarın değişimiyle akıbeti ne olacak? Yeni bir 28 Şubat süreci yaşanır mı?

İmam-Hatipler milletimizin ihtiyacı üzerine doğmuştur ama tarihimize baktığımızda yer yer engellenmeye çalışılmıştır ama bu ihtiyacı hiçbir şekilde ortadan kaldırmak mümkün değildir. AK Parti döneminde okulların önü açıldığında insanların bu okullara nasıl rağbet ettiğini hepimiz gördük. Bu bir ihtiyaçtan, özlemden kaynaklanan bir şey. Siyasi konjonktür her ne şekilde olursa olsun, siyasetten bağımsız olarak biz bu ihtiyacın her zaman devam edeceğine inanıyoruz. İnsanlarımız, çocuklarına din eğitiminin verilmesini istiyorlar. Din eğitimi alırken de aynı zamanda çocuklarının branşlarıyla ilgili hayattan kopmalarını da istemiyorlar. İmam-Hatipler bu yönüyle iyi bir model. Çocuk hem manevi, ahlaki eğitimini hem de yaşamını sürdürebileceği eğitimini alıyor. Bu ihtiyaç partilerle sınırlı değil. Cumhuriyetin en katı zamanlarında bile bu ihtiyaç ortadan kalkmamış. Türkiye’de artık bazı şeylerin değiştiğine inanıyoruz. Başörtüsü, din eğitimi ve İmam-Hatipler konusunda eskiye dönüş çabalarının siyasetçilere ne faturalar ödettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla ben hiçbir siyasi partimizin ve farklı yaklaşımlarda olan insanımızın bu saatten sonra İmam-Hatiplerin bu ihtiyacını ortadan kaldırmaya teşebbüs edeceğini düşünmüyorum ki ederlerse en başta ÖNDER olarak bizi ve diğer STK’larımızı, bu işe gönül vermiş milyonlarca velimizi karşılarına almış olurlar. Bunun da kendilerine bir fayda getirmeyeceğini siyasetçiler gayet iyi bilirler.

“İmam-Hatip okullarını diğer okullardan ayrıştırmak doğru değil”

Önceden İmam-Hatip okulları İHL’lerin bünyesindeydi. Şimdi bağımsızlar. TEOG sınavına giren ve yüksek not alan bir öğrenci İHL’ye gelir mi ya da farklı liseleri mi tercih eder? Buna yönelik bir motivasyon ve altyapı çalışmalarınız var mı?

Bizim tercihimiz 4+4+4 modelinde öğrencimizin ortaokulu da liseyi de İmam-Hatipte devam ettirmesi. Birkaç fazla dersten bahsediliyor ama bu derslerde zaten ortalama bir Müslüman insanın öğrenmesi gereken bilgiler yer alıyor. Kur’an’ı, hadisi, fıkhı öğrenmek inancımıza göre de temel ihtiyaç. Dolayısıyla bunları öğrenmenin o gencimize herhangi bir olumsuz etkisi yok. Sadece günde bir iki saat daha fazla zamanını almış olur.

Biz gencimizin ortaokulda da, lisede de İmam-Hatipte devam etmesini isteriz. Bununla ilgili özellikle TEOG sisteminde teşvike dönük bazı çabalarımız var. Örneğin şu anda bütün Türkiye’deki İmam-Hatip proje okullarını bir katalogda birleştirerek, TEOG sınavına girmiş bütün öğrencilerimize ulaştırmayı planlıyoruz. Buna benzer farklı yönlendirmelerimiz ve çabalarımız da var. Bir genç ortaokuldan sonra İmam-Hatip lisesini de tamamladığı zaman aslında meseleyi daha bütün olarak halletmiş oluyor. Ayrıca bir gencimizin çok özel bir alanla ilgili ayrı bir liseye gitmesi olumsuzluk değil; çünkü Türkiye’deki bütün okullar bizim. İmam-Hatip okullarını diğer okullardan ayrıştırmak doğru değil ama biz işi İmam-Hatipler olan bir dernek olarak tabi ki öğrencilerimizin İmam-Hatipte devam etmesini tercih ediyoruz ve bu konuda da tavsiyelerde bulunuyoruz.

“Gasp edilmiş bir hakkın iadesi var”

Yeni derslikler açılıyor. Bazı ilçelerde derslikler yetmiyor ve bu kez farklı okulların bünyesinde emaneten sınıflar açılıyor. Bu da veliler tarafından sıkıntı oluyor. Buna yönelik çözümleriniz var mı?

28 Şubat sürecinde İmam-Hatiplerin sayısı öyle bir düştü ki bu son hamlelerle İmam-Hatip öğrenci sayısı 10’a katlandı. Binalar yetmedi. Çünkü ihtiyaç çok. Gelen öğrencilerimizi de geri göndermek istemiyoruz. Gasp edilmiş bir hakkın iadesi var. Bu hızlı gelişmenin getirdiği fiziki ortam zorlukları da var. Başakşehir’de bununla ilgili gayret var ama sonuçta bina, inşaat bunlar pat diye olacak şeyler değil. Talep fazlalığını tam karşılayamadığımız için palyatif çözümler bulmaya çalışıyoruz. Yer yer idari, yer yer yapısal sorunlarımız oluyor. Buraya çok takılmadan bunu aşmaya çabalamamız lazım. İşin şeklinden çok içeriğine yoğunlaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

İmam Hatip ortaokullarının normal okul binası yerine farklı okullar dönüştürülüyor. Bu yönde de tepkiler var. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Ben bunu yine ihtiyaca bağlıyorum. Bu bir ihtiyaçsa ve velilerimiz çocuklarını İmam-Hatibe göndermek istiyorsa burada devlete düşen görev de o ihtiyacı karşılamaktır. O ihtiyacı karşılamak için devlet ya yeni binalar yapacak ya da mevcut binalarda ihtiyaç daha çok nereye yöneldiyse ona göre dönüşüm yapacak. Dönüşüm dolayısıyla zaman zaman çok anlamsız şikayetler söz konusu oluyor. Sanki başka okullar bilerek kapatılıyor da İmam-Hatip yapılıyor gibi bir algı oluşturuluyor. Devlet var olan ihtiyaç karşısında elindeki imkanları en verimli şekilde kullanmaya çalışıyor. Niye şu okul İmam-Hatibe dönüştü dersek bu aslında tersinden bir ayrımcılık olur.

Bu röportaj 2015 yılında yayınlanmıştır.

Okumaya devam et

Popular posts

Mevlana Nereli ve Kimin?

Kimlikler genellikle kişilerin doğduğu coğrafyayla ve yaşadıkları tarihle ilişkili olarak ifade edilir. Büyük insanların coğrafyaları geniş,  tarihleri de uzun olur. Zamanı ve mekânı zorlarlar. Bir köyle, kasabayla ya da...

SEVDA

GAZZE VE ÖTESİ

AH ŞU MÜTEDEYYİN KADINLAR!?

Mütedeyyin kadınlar, mütedeyyin erkeklerden daha mı fazla kontrolden çıkmış durumda? Bu soru bize, görünen/gösterilmek istenen meselenin, asıl meseleyi örtüp örtmediğini anlamamızı sağlayacak… Mütedeyyin erkeğin aynı konudaki serüvenine, değişimine baktığımızda...

Hakikat